17 Haziran 2008 Salı

AKILLI YAZILIM VE HUKUKİ STATÜSÜ

Yapay Zekâ ve Kişilik Üzerine Bir Deneme


I- Akıllı Yazılım[1] Kavramı, Ekonomik ve Sosyal Özellikleri

Bilgisayarlı iletişim ve yazılım teknolojilerindeki gelişmeler, internete entegre veya bağımsız şekilde, insan benzeri işgücü fonksiyonları üstlenen sistemleri ortaya çıkarmıştır. İngilizce’de “intelligent agent” şeklinde tanımlanan bu akıllı yazılımlar, kompleks ve geniş ölçekli bilgi taramada, veri düzenlemesinde ve elektronik ticaret işlemlerinde kullanılmaktadır. Söz konusu makineler[2] belirli bir işi doğrudan insan yönlendirmesi olmaksızın görmek üzere programlanabilir ve dış dünyadan veya iletişim ağlarından gelen sinyallere uygun tepkiler geliştirebilir. İnsan tarafından kontrol edilmeksizin, bağımsız olarak interaksiyon ve amaca yönelik davranış sergileme en önemli özellikleridir.[3]

Böyle bir yazılımın kimi nitelikleri a) kullanıcıdan doğrudan emir almaksızın belirli bir amaca uygun hareket etme, b) başka bilgi kaynaklarıyla iletişim, c) amaca ulaşmak için başka birim veya varlıklarla işbirliği, d) önceki davranışa bağlı olarak adaptasyon (deneme yanılma), e) güvenilirlik olarak; sayılabilir.[4]

Çok basit birkaç örnek vermek gerekirse; e-ticaret uygulamalarında tüketici ve satıcı arasındaki sözleşmenin uygulanması belirli ölçüde yazılımla otomasyona tabi tutulmuştur. Şirketler hukuku bakımından, elektronik oylama, internet üzerinden yürütülecek toplantı ve işlemler çoktan kanunlarda yerini almıştır. Bankacılık işlemleri ve bilgi güvenliğine ilişkin hukuki ve idari denetim, bu sektörde kullanılan akıllı yazılımlar hakkında yoğun teknik bilgi sahibi olmayı gerektirir. Akıllı yazılımlar kaynak optimizasyonu sağlamak, iş akışını kontrol etmek ve hatta müzakere yürütmek gibi işlevleri üstlenebilir. Bugün gümrük mevzuatından, vergi beyannamelerine, faturalama işlemlerine, telif hakkı[5] ihlallerinin önlenmesine ve hatta seçimlerde oy sayımına kadar hemen her alanda kullanılan akıllı yazılımlar, tüm hukuk disiplinleri için yeni sorunsallar ve yeni inceleme alanları anlamına gelmektedir. Kamu hukuku penceresinden bakıldığında ise, sadece e-devlet kavramı altında dile getirilen konular bile, akıllı yazılımların idare hukuku ve temel haklar açısından önemini göstermeye yeter. Tüm bunlar, bilgisayar yazılımları ve hukuk bilimi arasında giderek yoğunlaşacak ve genişleyecek ilişkiler yumağından sadece bir kesit oluşturmaktadır.

Akıllı yazılımlar hukukun her alanını ilgilendiren bir yaygınlığa ulaşarak karmaşık fonksiyonlar üstlenirken, bu sistemlerin hukuki durumuna pozitif düzenlemeler açısından bakıldığında, sadece bir “eşya” ve fikri mülkiyet hakkı olmaktan öte bir statüleri bulunmadığı görülecektir. Akıllı yazılımlar her geçen gün yaygınlaşmakta, hukuk biliminin ve hukukun tüm dallarının kendi sistematiği içinde ele alması gereken bir olgu olarak belirmektedirler. Yapay zekâ temelli akıllı yazılımlar, insanın yerine geçen makineler olmaktan çok, üretim içinde karmaşık fonksiyonlar yüklenen gelişmiş işçi yazılımlar/makineler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu denli yoğun ticari ve idari fonksiyonlar üstlenen sistemlere ilişkin hukuki problemler, gün geçtikçe daha fazla bu sistemlerin temel özellikleri ve çalışma prensipleri hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir. Bu bilginin hukuki yoruma dönüşebilmesi ise, iletişim ve bilgi kavramlarının sosyal boyutunun kavranmasıyla mümkündür. Aksi takdirde hukukçu, sistemin görünürde ortaya koyduğu veri ve sonuçları geçerli kabul etmek zorunda kalacak, sistemin perde arkasındaki işleyişini kontrol edemeyecek ve düzenleyemeyecektir. Akıllı yazılımların sağlıklı hukuki düzenlemeye ve denetime konu olabilmesi için saydam ve yeknesak bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır.

Bu çalışmada, akıllı yazılımların üstlendikleri fonksiyonlar ve işleyiş biçimleri çerçevesinde ortaya çıkan kimi hukuki sonuçlar incelenerek, en uygun hukuki statünün, şirket benzeri bir tüzel kişilik olduğu yönündeki görüşler tartışılacaktır.


II- Akıllı Yazılımlara İlişkin Üç Hukuki Sorun

A) Sözleşme Aracılığında Bulunan Akıllı Yazılımlar

Akıllı bir yazılım tarafından sözleşme akdedilmesi, gerçek kişilerin yokluğunda sözleşme yapılmasına ilk örnek değildir. İçecek veya sigara satan otomatik makineler[6] uzun süredir gündelik hayatın içindedir. Ancak akıllı yazılımların farkı, bu süreçte pasif değil aktif bir rol üstlenmeleri; hatta işlemi yapma konusunda inisiyatif kullanmaları, hukuki ifadeyle, bizzat icap, icaba davet veya kabul işlemini gerçekleştirmeleridir. Burada sözleşme teorisi çerçevesinde karşılıklı irade uyuşmasının tespiti bir yana; bu sözleşmelerin hukuki bağlayıcılığı noktasında, fiili sözleşme ilişkisi, sebepsiz zenginleşme gibi kurumlar devreye girebilir. Buna ek olarak belirli ölçüde, iyi niyet kurallarına dayanmak da mümkündür.[7]

Ancak fiili sözleşme ilişkisinde dahi, sözleşme kurumunun temel unsurlarını oluşturan irade, saik, hata, kusur gibi kimi sosyo-psikolojik aklî durumlar tamamen ortadan kaldırılarak, sözleşme, işlemin dış görünüşüne indirgenemez. Diğer bir deyişle hukuki kişiliğin en önemli yansımalarından biri olan irade beyanı kavramı, sübjektif unsurdan soyutlanarak sadece dışa iletilen “beyan” şeklinde anlaşılamaz.[8] Her ne kadar elektronik sözleşmelere ilişkin UNCITRAL Konvansiyonunda[9] olduğu gibi kimi spesifik düzenlemelerle akıllı yazılımlarca girişilen sözleşmelere açıkça geçerlilik tanınabilirse de, tüm borçlar hukukunun akıllı yazılımlara özgü şekilde yeniden yazılması mümkün olamayacağından, akıllı yazılımlar aracılığıyla gerçekleştirilen sözleşmelerin de teorik bir çerçeve içine oturtulması gereği açıktır.[10] Aksi tutum, özellikle hata halinde ortaya çıkacak hukuki problemlerin çözümünde tıkanıklığa yol açacaktır. Çünkü hata, beyanın oluşumunu ilgilendirdiği ölçüde, beyanın gerisindeki psikolojik durumun analizini gerektirir.

Bu bölümde kısaca, akıllı yazılımlar yoluyla meydana getirilen sözleşmelerde makinenin konumuna, sözleşme kuruluşu açısından bazı sorular yöneltilmektedir. Bu sorular bir bakıma, akıllı yazılımların temsilci kurumu çerçevesinde kişilik benzeri bir statüyle ele alınmaları gerekebileceği konusunda kimi ipuçları içermektedir. Seçilecek hukuki yaklaşım, sözleşme kuruluşuna ilişkin risk dağılımında etkilidir.

Akıllı yazılımların, onu işleten kişinin iradesinin otomatikleştirilmiş bir hali olduğu fikri savunulmuştur. Makinenin otomatikleştirilmiş beyanının arkasında onu programlayan kişinin iradesi yer alır. Genel olarak bu tür işlemlerin geçerli olduğu kabul edilse de, işlemin tamamlanmasında makinenin üstlendiği fonksiyon ve bunun hukuki mahiyeti fazla tartışılmaz. Buradaki ilk teorik yaklaşım, yazılımı tıpkı, telefon veya buna benzer bir araç olarak ele alır; ve bu anlamda yazılıma, sözleşme kuran kişinin iradesini taşımaktan öte bir görev yüklemez. Ancak akıllı yazılımlar yapay zekâ uygulamaları olarak, deneyimleri bilgiye dönüştürme ve otonom hareket etme konusunda her geçen gün daha ileri gitmekte ve yazılımı işleten kişinin herhangi bir katılımı veya bilgisi olmaksızın sözleşme yapmaktadırlar. Bu da göstermektedir ki, akıllı yazılımın salt eşya olarak kabul edilmesi bu sistemlerin yürüttüğü fonksiyonların mahiyeti ile pek uyumlu değildir. Böyle bir yaklaşım kabul edildiğinde, sözleşme kuruluşunda yazılım sebebiyle meydana gelecek hatalar ancak, makineyi işleten gerçek kişinin borçlar hukukundaki “hata” hallerine dayanabildiği ölçüde dikkate alınacaktır. Türk hukuku bakımından B.K.’nun 27. maddesi[11] bu sonucu belirli ölçüde yumuşatan bir düzenlemeyse de, maddenin lafzında “muhbir veya tercüman gibi...” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş olması, salt bir eşya niteliği taşıdığı iddia edilen yazılımın veya benzer teknolojik araçların, bu hüküm kapsamında değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Ayrıca yazılımın sebep olabileceği hatalar her zaman B.K.’nun 27. maddesinde belirtildiği gibi bir yanlış nakletme değildir. Dahası yazılım, işleme konu iradeyi üretmediği için, yazılımda meydana gelecek yanlışlık veya hataların işlemin geçerliliğini etkileyen bir irade sakatlığı olarak kabul edilip edilemeyeceği de tartışmalıdır.[12]

Akıllı yazılımın haberci kabul edilmesi de, sözleşme kuruluşundaki hataların sağlıklı bir teori içinde değerlendirilmesi açısından uygun değildir. Haberci sadece bir iletişim fonksiyonu yürüttüğünden, yapacağı hatalar ancak bir aktarma hatası olduğu ölçüde B.K. madde 27 kapsamına girebilecektir.

Bilindiği üzere hata kişinin bilinci bile dış dünyadaki gerçekler arasındaki uyumsuzluk sonucu ortaya çıkar. İnsana bağlı olanlar dışında bilgisayar hataları, kimi hukukçularca bir çeşit mücbir sebep olarak nitelendirilmektedir.[13] Diğer bir kısım, kusursuz sorumluluk benzeri, akıllı yazılımı işletenin her durumda sözleşmeyle bağlı olması gerektiğini savunur. Oysa bir başka seçenek, akıllı yazılıma kişilik benzeri bir statü tanıyarak sözleşme kuruluşu açısından “temsilci” kurumu içinde değerlendirmektir. Bunun en önemli gerekçesi akıllı yazılımın otonom hareket edebilme yeteneğine sahip olmasıdır. Böylelikle hukukun “kişi” için öngördüğü ve hata sayılan kimi akli durumların, akıllı yazılımların işleyişine adapte edilmesi sağlanabilir. Bu durumda akıllı yazılımın kullanıcısı, tıpkı temsilci tarafından yapılan sözleşmelerde olduğu gibi, yazılımın yaptığı hataya dayanarak, ilgili hükümler çerçevesinde sözleşmenin geçersizliğini ileri sürebilme imkanına kavuşacaktır.

Otonom hareket yeteneğini haiz bir sistemde, sistemin davranışlarını tam olarak sınırlayan önceden belirlenmiş parametreler olmadığından, sistemin yaptığı işlemlerin adına hareket ettiği kişinin iradesinin devamı olduğunu söylemek mümkün değildir.[14]

Akıllı yazılımın salt bir eşya olarak kabulü halinde, akıllı yazılımlarca gerçekleştirilen sözleşmeler, temsilcinin aracılık ettiği seçeneğe göre daha fazla risk taşıyacaktır. Öncelikle, akıllı yazılım işleticileri veya kullanıcıları, sistemin tam ve doğru çalıştığından her zaman ve her durumda emin olmak üzere tedbir almak zorunda kalacaklardır. Makinenin kendisi kişi olmadığına göre, çalışmasındaki aksaklıklar borçlar hukukundaki hata hallerinden birine de girmeyecaktir.[15] Bu nedenle, borçlar hukukundaki temsil, vekâlet gibi kurumların ve sözleşme kurulmasına ilişkin prensiplerin; akıllı yazılımlar için yeniden şekillendirilmesi yerine, akıllı yazılıma tüzel kişilik tanınması daha etkin bir çözüm olabilir.


B) Akıllı Yazılımlar ve Hukuki Sorumluluğun Tespiti


Yazılım belirli bir rasyonel amaç çerçevesinde ve bir mantık dizgesine göre inşa edilmiştir. Sistemin kendi amaçları doğrultusunda rasyonel kararlar verdiği kabul edilir. Makinenin bilişsel yapısı, eldeki verilerin programlanışındaki tercih ve öncelikler doğrultusunda işlemesine dayalı bir mekanizmadır. Akıllı yazılımlar yürüttükleri fonksiyon kapsamında önemli zararlara sebep olabilmektedirler. Bu zararların tazmini açısından yazılımı kullananın, sahibinin veya üreticinin sorumlu tutulması ilk akla gelen seçeneklerdir. Burada ele alınacak bir başka seçenek ise, akıllı yazılıma kişi benzeri bir statü içinde sorumluluk yüklenmesidir.

Denilebilir ki, yazılımın kullanıcısı adam istihdam edene benzer şekilde, yazılımın kendisine yüklenen işi yaparken sergileyeceği bilişsel kapasiteye güvenmiş, sonuçlarına katlanmayı göze almıştır. Buna ek olarak, yapı maliki veya hayvan tutucunun sorumluluğuna ilişkin hükümlerle kıyas da akla gelebilir. Ancak bu kurumların ciddi bir revizyondan geçirilmeden doğrudan akıllı yazılımlar için uygun modeller oluşturması mümkün değildir. Dahası, yazılımı kullananın ne şekilde kurtuluş kanıtı getirebileceği sorusu yine de cevapsızdır. Kullanıcı konumundaki kişi hangi durumda her türlü tedbiri almış kabul edilecektir? Tüm bunlara ek olarak, interneti büyük ölçüde etkileyen sistem problemleri veya genel ölçekli virüs saldırıları gibi birtakım olayların, mücbir sebep sayılması gerektiğini söyleyenler de olacaktır.

Fiziki dünyadakinin aksine, sanal bir ağ üzerinde “işlem”, “eylem” ve “olay”ların yer ve zamandan bağımsız oluşu; bilinen borçlar hukuku kurumlarıyla kıyas yapmayı veya yerleşik “uygun illiyet” teorisinin uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla da akıllı yazılımın kullanıcısı açısından sorumluluk, büyük ölçüde teknik nitelendirmelere ve yoruma bağlı hale gelmektedir.[16] Çünkü yazılımın desantralize ve her yana nüfuz etmiş yapısı, fiziki sebep sonuç ilişkilerine dayalı bir kuramın gerçek anlamda uygulanmasına imkan vermez. Karar çoğu durumda bir yorum ve hatta tercih meselesi haline geleceğinden, her olayın kendi özelliklerine göre değerlendirileceği prensibi anlamsızlaşabilir. Akıllı yazılımın birbirine bütünleşik komponentlerden oluşan kompleks yapısı, hangi sonuçların hangi sebeplerle ilişkilendirileceği konusunda fiziki dünyada görülmemiş bir yorum esnekliği sunmaktadır.

Akıllı yazılımların işleyişinde ortaya çıkacak zararlardan sorumlu tutulması akla gelebilecek bir başka taraf ise, yazılımın üreticisi durumundaki kişilerdir. Ancak burada, yazılım geliştiricisinin ne ölçüye kadar yazılımın davranışlarını önceden tahmin etmesi gerektiği sorusu belirmektedir. Otonom hareket yeteneğini haiz bir yazılımın ortaya koyabileceği tüm olasılıkların önceden bütünüyle bilinmesi mümkün değildir. Ayrıca üretici şirketlerin yazılımı kullananlarla yapacakları sözleşmelerde sorumluluklarını kaldırmaları veya kısıtlamaları da mümkündür. Ancak yine de, yazılım bir hizmetten çok bir ürün olarak kabul edildiği sürece, “ürün sorumluluğuna” ilişkin mutlak sorumluluk halleri devreye girebilir[17].

Görüleceği üzere akıllı yazılımların işleyişine ilişkin olarak doğabilecek sorumluluk problemlerinin çözümü açısından da, akıllı yazılıma kişilik benzeri statü tanınması düşünülebilir. Akıllı yazılım veya zaman zaman “makine” diye ifade ettiğimiz bu sistemlerin salt mülkiyet konusu olarak kabulünü zorlaştıran bu yazılımların kendine özgü bazı nitelikleridir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, internet hızında ve yazılım uygulamalarında yaşanan gelişme dikkate alındığında, akıllı yazılımın donanım unsurlarından tamamen ayrılabilmesi veya belirli bir yer ve konumla ilişkilendirilebilmesi her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Çoğunlukla, sistemin farklı parçaları, farklı yerlerde ve farklı donanımlar üzerinde yürütülmekte; dağınık ve desantralize bir yapı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla akıllı yazılımı doğrudan bir kişi ve yerle ilişkilendirmek mümkün olmadığı gibi, bu desantralize süreçlerde meydana gelen aksaklıkların, tam olarak kime izafe edileceği konusunda da belirsizlikler yaşanmaktadır.[18] Akıllı yazılıma kişilik tanınması en başta, bu sistemlerin kendilerine ait bir malvarlıkları olması sonucunu doğuracaktır ki bu, yukarıda açıklanan sorumluluğun tespitine ilişkin kimi problemleri ortadan kaldıracaktır.[19]


C) Akıllı Yazılımlar Tarafından Meydana Getirilen İçerik ve Veri-tabanları

Akıllı yazılım diye ifade edilen sistemlerin hukuki statüsüne ilişkin tartışmalarda fazlaca dikkat çekmeyen bir başka boyut, bu yazılımlar tarafından meydana getirilen veri tabanları ve diğer içeriğin, fikri mülkiyet hukuku açısından nasıl değerlendirileceğidir. Örneğin, internet üzerinde yayımlanmış haberleri derleyen ve kategorize eden bir yazılım, hem bir veri-tabanı oluşturmakta hem de eser koruması iddiasına konu olabilecek özet metinler yaratmaktadır. Mevcut hukuki duruma bakıldığında bu sayılan ögeler üzerindeki fikri haklar, söz konusu faaliyeti yürüten ve yazılımı bu amaçla işleten kişiye ait olacaktır. Diğer bir deyişle bugünkü hukuk açısından, akıllı yazılımı söz konusu eseri meydana getirmesi için çalıştıran ve gerekli talimatları veren kişi bu faaliyetin sonucunda ortaya çıkan içerik üzerinde telif hakkı sahibi sayılmaktadır. Buradaki varsayım, yazılımı komuta etmenin kısmen de olsa fikri bir faaliyet olduğudur. Ancak bilgisayarların insan dilini anlama ve kullanma konusundaki yetenekleri arttıkça, yazılım tarafından meydan getirilen bir fikir veya sanat eserinin, bugünkü rejim altında korunabilirliği daha da tartışmalı hale gelecektir.[20] Robotik ve genetik teknolojisinin yakın gelecekte vaat ettikleri düşünülünce, yazılım tarafından meydana getirilen yazılı, görsel ve işitsel materyallerin bilinen telif hakkı çerçevesinde korunmasına engel pek çok ekonomik ve hukuki sebep akla gelmektedir. Örneğin, mevcut müzikal ton ve armonik formları kullanarak çeşitli melodi varyasyonları yapabilen bir müzik yazılımını programlayıp çalışmaya bırakan kişi, gün boyunca kendisi için melodi yazan bir müzisyen köleye sahip olmuş kabul edilebilir mi? Hâlihazırda mevcut bir başka örnek AARON[21] adlı resim yapan yazılımdır. Her seferinde tamamen farklı ve hukuki anlamda orijinal resimler çizen bu yazılımın ortaya koyduğu çıktı, teknik bakımdan telif korumasından yararlanmak için gerekli tüm nitelikleri haizdir.

Akıllı yazılımların dağınık ve desantralize sistemler olduğu dikkate alınırsa, yazılıma söz konusu komutları kimin verdiğibi belirlemek kolay olmayabilir ve bu noktada çatışan menfaatler ortaya çıkması neredeyse kaçınılmazdır.[22]

Akıllı yazılımlar tarafından da meydana getirilen ve hâlihazırda önemli bir uygulama alanı bulan bir başka koruma ögesi ise veri-tabanlarıdır. Telif korumasından farklılığı nedeniyle veri-tabanları, AB hukukunda ayrı bir Direktifle, “sui generis hak” adıyla farklı bir koruma rejimine tabi tutulmuştur.[23]

Özellikle tüketici tercihleri konusunda bilgi sağlayan veri–tabanları, pazarlama ve yeni hizmetlerin tasarlanmasında hayati öneme sahiptir. Veri-tabanı üzerindeki koruma, telif korumasından farklı olarak, sadece yaratıcı üslup ve biçim üzerinde değil ve fakat içeriği oluşturan verinin kendisi üzerindedir.[24] Veri-tabanı koruması için ortaya çıkan bilginin herhangi bir yaratıcılık içermesine gerek yoktur. Korumanın temeli, estetik veya bilimsel nitelik değildir.[25] Türk hukukunda AB Direktifiyle benzer düzenleme, 5101 sayılı Kanun’la FSEK’te yer bulan Ek 8. Maddedir. Buna göre bir veri-tabanının içeriğinin oluşturulmasına, doğrulanmasına veya sunumuna nitelik ve nicelik açısından esaslı bir nispet dâhilinde yatırım yapan veri-tabanı yapımcısı hukuki korumadan yararlanacaktır.

Daha somut şekilde anlatmak gerekirse, İstanbul’daki 4 yıldızlı otellerin yer aldığı doğru veri-tabanı bir tanedir ve kim tarafından hazırlanırsa hazırlansın, doğru veri-tabanı aynı içeriğe sahip olacaktır. Korunabilecek bir estetik ve bilimsel nitelik olmadığı gibi, tek bir doğru veri-tabanı olduğundan herhangi bir şahsi üslup da söz konusu değildir.

Veri-tabanlarının meydana getirilmesinde bilgisayar ve bilgi işlem teknolojilerinin rolü yadsınamaz. Veri-tabanları yaratıcı unsurdan yoksun olmaları ve kapsayıcılıkları sebebiyle, bilgisayarlar tarafından geliştirilip yönetildiklerinde çok daha etkin bir araç haline gelirler. Sui generis hak korumasından yararlanan veri-tabanlarının çok büyük bölümü kısmen de olsa yazılım tarafından meydan getirilmekte ve yönetilmektedir. Çünkü veri–tabanlarının ticari değeri, kapsamlı bilgi barındırmalarına, bu bilgiyi etkin ve detaylı şekilde çabuk sınıflandırabilmelerine bağlıdır. Bu ise en iyi akıllı yazılımlarca gerçekleştirilebilir.

Bu noktada, genel olarak yazılım tarafından üretilen içerik ve özelinde veri-tabanları üzerindeki düzenlemelerin, akıllı yazılımlar açısından yeniden ele alınması gereği ortaya çıkmaktadır. Yazılım şirketlerinin üzerinde çalıştıkları sistemler, ürettikleri içeriğin bugünkü haliyle eser sahipliğine konu olması sıkıntı yaratacak denli kompleks yapıdadırlar. Bu durum karşısında farklı görüşler mevcuttur. Bunlardan biri, veri-tabanlarının marka ve patent gibi tescile konu olması şeklinde belirmektedir.[26] Buna ek olarak veri-tabanları, insanın fikri faaliyetinden çok yazılım ve donanım gibi sermaye unsurlarına dayalı olduğundan, elde edilen korumanın patent gibi çok daha kısa süreyle sınırlı olması makul görünmektedir. Ayrıca yazılım tarafından yaratılan içerik üzerindeki korumanın genel değil; sadece amaçla sınırlı olması, manevi haklara ise hiç yer verilmemesi düşünülebilir.

Bu açıklamalar, akıllı yazılımlarca oluşturulacak içeriğin farklı bir koruma rejimine tabi tutulmasını zorunlu kılacak kimi gelişmeleri ortaya koymaktadır. Bilgisayarlar tarafından yaratılan içerik, yakın gelecekte ayrı bir eser grubu olarak entelektüel hayattaki yerini alacaktır. Burada farklı bir düzenleme yapmaktan kaçınılması, telif hakkı ve sui generis veri-tabanı hakkını, başlangıçta öngörülenin çok ötesine taşımak anlamına gelecektir. Bu sonucun, fikri mülkiyet korumasının temelini oluşturan bilim ve sanatın teşviki idealiyle hiçbir şekilde bağdaşmadığı açıktır.

Akıllı yazılımlara kişilik benzeri bir statü tanınması, hem söz konusu bu farklı rejimin hayata geçirilmesini kolaylaştıracak hem de bunun işleyişini mümkün hale gelecektir. Kişilik benzeri bir statü kazanmış akıllı yazılım, bilgisayarlarca üretilen eserler üzerinde farklı bir koruma rejimi oluşturma anlamında bir başlangıç sayılabilir. Akıllı yazılımlarca meydana getirilen içerik üzerinde tanınacak daha sınırlı koruma, bizzat sistemin kendisine özgülenerek, sisteme tanınacak kişilik benzeri statü içinde çok daha kolay yönetilecektir. Çünkü yukarıda da açıklandığı gibi makineler söz konusu olduğunda, fikri ürünün oluşumuna katkıda bulunan tüm tarafların kategorik şekilde belirlenmesi mümkün değildir. Bunun yerine akıllı yazılımı hak sahibi konumuna yerleştirerek, şirketlerde olduğu gibi, hissedarları bunun ekonomik getirilerinden faydalandırmak daha etkin bir tercih olabilir.


III – Hukuki statü olarak tüzel kişilik : Şirket modeli

Yazılımlara kişilik benzeri bir statü tanınması tartışmasında, bunun bir “tüzel kişilik” olması gerektiği açıktır.[27] Bu noktada, akıllı yazılımlar için “şirket” yapısının model alınması akla uygun gelebilir. Yukarıda akıllı yazılımlara kişilik benzeri statü verilmesi noktasındaki argümanlar kabul edilecek olursa, bu kişilik kurgulamasının ticaret hukukunun karşımıza çıkardığı şirket kurumu çerçevesinde gerçekleştirilmesi mümkündür. Kuşkusuz bir şirket ve bilgisayar programı ilk bakışta birbirinden son derece farklı varlıklardır. Ancak dikkatli bir analiz, bazı analojilere imkan verebilir.

Şirketler de benzer şekilde dağınık ve karmaşık faaliyetlere sahip olduklarından, bu sorunun üstesinden gelebilmek için bir sicil sistemi geliştirilmiştir. Bu nedenle sicil fonksiyonunu görecek bir tanımlama sistemi, akıllı yazılımlar bakımından da öngörülebilir. Akıllı yazılımlara kişilik benzeri statü tanınması da, tıpkı şirket fiksiyonunun ortaya çıkışı gibi, ticari faaliyetleri daha ileri seviyede örgütleme ihtiyacının bir sonucu olarak görülmelidir.

Şirket olarak adlandırılan ticari organizasyona, hissedar sıfatıyla hak sahibi kişilerden bağımsız hukuki kişilik tanınmasının en belirgin sonucu, yazılımın davalı ve davacı sıfatını taşıyabilmesidir. Diğer bir esaslı sonuç, şirketin bağımsız bir malvarlığına sahip olmasıdır ki, yukarıda değinilen sorumluluk doğuran eylemlerin tazmini açısından bunun önemi açıktır. Burada malvarlığını oluşturan ögeler olarak, akıllı yazılımın kaynak kodu, sahip olduğu veya geliştirdiği veri tabanları, sunduğu hizmetler karşılığında kazandığı gelir ya da yürüttüğü alım satım faaliyetlerinden elde ettiği kar sayılabilir. Bu çerçevede, tıpkı şirket işleyişinde olduğu gibi belirli prensipler çerçevesinde sistemin kendisini yedeklemesi veya benzeri koruma tedbirlerini yürütmesi de sağlanabilir.

Akıllı yazılımın böyle ayrı bir statü içinde ele alınması, tasarımında denetim ve saydamlığı gerçekleştirmek açısından da ileri bir yaklaşımdır. Bu derece kapsamlı ve otonom faaliyet gösterebilen sistemleri, sadece bir eşya kabul ederek; sahiplerinin sorumluluk doğuran eylemlerinin ortaya çıkmasını beklemek, sonradan tazmini çok güç problemler doğuracak, yargıyı uzmanlığının çom ötesinde sorulara cevap bulmak zorunda bırakacaktır. Tıpkı şirketlerde olduğu gibi akıllı yazılımın da faaliyetlerini yürütürken tabi olacağı kuralların önceden belirlenmesinde sayısız fayda vardır. Böyle bir düzenlemede, akıllı yazılımın çalışma prensipleri ve işleyişi sicil otoritesince denetlenirken, yönetim kurulu benzeri bir organ, akıllı yazılımın ticari stratejilerini ve temel kararlarını belirleyecektir. Bunun yanında tıpkı şirketlerdeki memurlar gibi, yazılımın bakım ve onarımından sorumlu birimler bulunabilir. Kuşkusuz, bugünkü şirket yapılarında görülen, yönetim kurulu üyesi gibi gerçek kişi aktörlere ilişkin hukuki ve organizasyonel problemlerin benzerleri, akıllı yazılımlar bakımından da gündeme gelecektir..

Akıllı yazılımlara kişilik tanınması halinde; yetkili mahkemenin tespiti, kimlik belirleme gibi konularda e-ticaret uygulamaları için öngörülen mevcut çözümler yol gösterici olabilir. Sicil sistemi akıllı yazılımların zararlı faaliyetler için kullanılmasını önlemede belirli bir güvence sağlayabilir.


IV- SONUÇ

Yakın gelecekte daha otonom ve daha fonksiyonel bir seviyeye ulaşacaklarına göre, robotların ve makinelerin belirli bir noktada, tüzel kişi benzeri bir örgütlenmeyle kontrol edilmeleri gereken bir yapıya erişecekleri düşünülenbilir. Bugün için satış elemanı veya sekreter düzeyinde fonksiyonlar görseler de, bir yapay zekâ uygulaması olan akıllı yazılımlar üzerine çalışmaların, insan düzeyinde dil ve muhakeme yeteneğini haiz makineleri ortaya çıkaracağı genel kabuldür. Yeterli işlemci gücüne sahip bir bilgisayar veya bilgisayar ağının, insan kapasitesini aşan kavram kümeleri ve düşünme prensipleri geliştirmesi beklenmektedir. Böyle bir yapı, kaynak optimizasyonu sağlamak, iş akışını kontrol etmek ve hatta müzakere yürütmek gibi işlevleri üstlenebilir. Bu derece gelişkin makineler, internet üzerinde elektronik formatta mevcut tüm bilgiyi anlamlandırabilir ve bunun doğal sonucu olarak da, insandan bağımsız yeni bilgi üretebilir. Bu ilk kıvılcımı takip edecek kartopu etkisi, bizzat makinelerin gittikçe daha gelişkin ve daha üstün sistemler tasarlamalarına yol açacaktır. Bilgisayarların insan dillini anlama yetenekleri geliştikçe, gerek tüketim tercihleri gerekse politik kararlar konusunda, bireyleri ikna edebilecek denli güçlü retorikler kuran sistemler tasarlanabilir. Politik propaganda, reklâm ve halkla ilişkiler gibi alanlarda etkili akıllı yazılımlar tamamen bir bilim kurgu senaryosu olarak görülmemelidir.[28]

Bu derece kompleks ekonomik ve sosyal aktörlerin hukuki düzenlemesinde, mülkiyet kurumunu çok çeşitli ekleme ve yorumlarla sündürmek yerine, meseleye daha uygun karakterdeki tüzel kişilik ve şirket kurumunu model almak ciddiyetle değerlendirilmesi gereken bir seçenektir. Geleceğe yönelik projeksiyonlar, organizasyon ve kurumların gün geçtikçe daha fazla insan ve makine karışımı yapılar haline geleceğini veya daha açık bir deyişle, devamlı surette yeni bilgi üreten ve bunu çevresiyle paylaşan makineler için, eşyadan fazla bir statüye ihtiyaç duyulacağını göstermektedir.

Son olarak, başlığında da belirtildiği gibi bu yazının bir deneme olduğunu ve aslında burada ele alınan hukuki meselelerin tek bir hukukçunun cevaplayamayacağı kadar farklı disiplinlere temas ettiğini yinelemek uygun olacaktır. Ucu açık pek çok soru bulunduğu tartışmasız olsa da, bazen tüm cevaplar aynı zamanda yeni birer sorudur.
[1] Bilgisayar bilimlerinde “uzman sistem” adıyla da anılan akıllı yazılımlar, özel bir takım problemlerin çözümünde, uzmanların bilgisini ve çıkartım sürecini taklit etmeyi amaçlayan programlar şeklinde tanımlanmaktadır.
[2]“ Makine”, “bilgisayar”, “sistem” ve “robot” terimleri, yazılımı veya donanım ve yazılımın bütünleşik halini ifade etmek için ve anlatım kolalylığı amacıyla kullanılmıştır
[3] LEGAL-IST Consortium , Report on Legal Issues of Software Agents, IST-2-004252-SSA Rev. 2
Issue Date: 29/03/2006, s.12
[4] Schafer B. ‘It’s Not Just Cricket - RoboCup and Fair Dealing in Contract’ (2003) in Proceedings of the 2nd Workshop on the Law and Electronic Agents, LEA 2003 (Oskamp A. & Weitzenbock E http://www.iids.org/projectfolder/alias/events/ProgramLEA2003.htm/lea2003/ ; J Groom, "Are ‘Agent’ Exclusion Clauses a Legitimate Application of the EU Database Directive?", bölüm. 2.1 (2004) 1:1 SCRIPT-ed 83, @: <http://www.law.ed.ac.uk/ahrb/script-ed/docs/agents.asp>’den naklen
[5] “Telif hakkı” terimi, teknik açıdan doğru olmasa da, daha genel okuyucuya kolaylık sağlamak için, “eser sahibi hakkı” yerine tercih edilmiştir.
[6] vending machine
[7] Gunther Teubner, Rights of Non-humans? Electronic Agents and Animals as New Actors in Politics and Law, Journal of Law & Society 33, 2006, 497-521, s. 8
[8] Fikret Eren, Borçlar Hukuku - Genel Hükümler, C.I., s.178-183, S Yayınları, Ankara, 1991
[9] United Nations Convention on the Use of Electronic Communications in International Contracts. New York, 23 November 2005.
[10] Bu konuda bkz. Steffen Wettig ve Eberhard Zehendner "The Electronic Agent: A Legal Personality under German law?" Proceedings of the Law and Electronic Agents Workshop, (2003) s. 97–112 http://www.lea-online.net/publications/Paper_8_Wettig.pdf
[11] Türk Borçlar Kanunu Madde 27 - Bir Vasıtanın Hatası: İki taraftan birinin rızası bir muhbir veya tercüman gibi diğer bir vasıta tarafından yanlış olarak naklolunduğu takdirde, hata hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.
[12] Ayrıca Teubner s. 11’de Alman hukuku bakımından, yazılımın hesap hatasının sözleşmeden dönme hakkı vermediğini, fakat buna karşılık, yazılımın bilgi aktarımında yapacağı hataların dönme hakkı sağlayacağını belirtmektedir.
[13] ibid.
[14] ibid, s.10
[15] Bu durumun Anglo-Sakson ve kıta-Avrupası hukuk sistemlerindeki farklı teorik temellerine ilişkin olarak bkz. Emily M. Weitzenboeck, Electronic Agents and the Formation of Contracts, International Journal of Law and Information Technology, Vol. 9 No:3, 2001, 204-234, s.218-221.
[16] LEGAL-IST Consortium , Report on Legal Issues of Software Agents, s.82-83
[17] Bu konuda bkz. 85/374/EEC sayılı AB Ürün Sorumluluğu Yönergesi
[18] Weitzenboeck, s. 213
[19] Tazminat açısından aynı sonucun zorunlu sigorta düzenlemesiyle sağlanması da mümkündür.
[20] Kathy Bowrey, Copyright, photography & computer works - the fiction of an original expression, University of New South Wales Law Journal (1995) 18:2 s. 278-299, http://www.chickenfish.cc/copy/Publications/Photography.pdf , s.2
[21] http://www.kurzweilcyberart.com/aaron/
[22] Fotografın ilk ortaya çıktığı yıllarda benzer tartışmalar yaşanmış; fotoğraftaki öğeleri yan yana getirenin mi, yoksa deklanşöre basanın mı eserin sahibi sayılacağı tartışılmıştır. Bkz. ABD davası Melville v Mirror of Life [1895] 2 Ch. 531
[23] Directive 96/9/EC OJ L 077, 27.03.1996 P.0020-0028
[24] Direktif, Madde 1/2’de veri-tabanı, metodolojik veya sistematik şekilde düzenlenmiş ve tek başına elektronik veya başka şekilde erişilebilen bağımsız eser, veri ve vakalar olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan görüldüğü gibi veri-tabanının içeriğini, her hangi bir bilgi oluşturabilir. Ayrıca bkz. Uğur Çolak, Topluluk ve Türk Hukuku’nda Veri Tabanlarına Sağlanan Sui Generis Koruma ve Spinn-Off Teori, Ankara Barosu Fikrî Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi, 2005, C.5, Sayı 1, s.25
[25] Bir veri-tabanının seçiminde ve bir araya getirilişinde herhangi bir orjinalite bulunması halinde sadece bu seçim bakımından bilinen anlamda telif hakkı koruması mümkündür. Bunlar özgün veri tabanları olup, derleme (compilation) olarak koruma altındadır. Bkz. FSEK Madde 6/11 ve 1/B(d).
[26] Bkz. J. Lipton, Private Rights and Public Policies: Reconceptualizing Property in Databases, Berkeley Technology Law Journal 18(3), 2003, 773-852.
[27] Marcel Waline, Törel Kişilik Kuramı (La Theoire des Personnes Juridiques), çev. Hamide Uzbark, A.Ü.H.F.D. 1944 Cilt 2 Sayı 2-3, 306-322, s.311
[28] Robotların otistik çocukların eğitimi gibi zor, pahalı ve sarsılmaz sabır gerektiren işlerde kullanılmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir. Bkz. http://homepages.feis.herts.ac.uk/~comqkd/Dautenhahn+04.pdf
Dr. Emre Bayamlıoğlu

Hiç yorum yok: