enformatik devrim ve evrimsel süreç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enformatik devrim ve evrimsel süreç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2008 Perşembe

Hukuksal Bilimkurgu

 

Hukuksal Bilimkurgu

(Matrix senaryosundan Marx'a özensiz bir deneme)

İnsan mı makineleşiyor, yoksa makinalar mı insanın yerini alıyor ? Belki de, insanın işlevi, makinaların kullanımıyla sınırlanıyor. Tamamen otomasyona geçmiş toplumda insanlar sadece makinalara komutlar verecekler. Üstelik, bu makinalar günden güne daha az kontrole ihtiyaç duyacaklar. İşin aslı, interkatif aygıtları sevdik. Ekran, gerçekliği dışarda tutmanın bir aracı yabancılaşmış insan için. Ekran bizi yansıtıyor, hem de olmak istediğimiz şekilde. İşte bu nedenle günden güne daha fazla zaman geçirebiliyoruz ekran karşısında. İnteraktivite konvansiyonel makinaların neden olduğu yabancılaşma hissini bir an için gideriyor.

 

İnsan makineleşiyor mu sorusunu sorarken belki de dikkat edilmesi gereken nokta, makinelerin protezleştiğidir. Bedenin bir parçası haline gelmeleri.

 

Düşünün: Bugün bir kimse evinde, yatağında uzandığı yerden bir şirketi yönetebilir. Gerekli yazılım sağlandığı takdirde, bu kişi oturduğu yerden üretim için düğmeye basıp sonra da pazarlama kanallarını harekete geçirebilir. Bu noktada, teknoloji hakkındaki bilgilerinizi kullanarak daha yaratıcı olabilir, evinde yatan adamımızı yattığı yerde en az yorulacağı imkanlarla donatabilirsiniz. Yine de bu kişinin yattığı yerden de olsa, durumu değerlendirerek pek çok karar vermesi gerekir. Moda renkleri takip etmeli ve ona göre üretim talimatı vermelidir. Yaklaşan dönemde ekonominin seyrine bakarak üretimi planlamalıdır. Konuyla ilgili mevzuat değişikliklerini de takip ederek ayarlamalar vs; bir çok şey yapması gerekir.

 

Biraz ileriye gidip, internetin çok daha hızlı ve yaygın bir bağlantı olduğunu, buna ek olarak içeriğin çok daha zenginleştiğini ve son olarak da yazılımların artık, moda renkleri bulabilecek, mevzuat değişiklğini elektronik resmi gazeteden takip edip, girdilerdeki vergi değişikliğine uygun optimizasyon kararları verebilecek hale geldiğini farzedelim. Bu yazılımın sözleşme taslakları hazırlama gibi yetenekleri de olabileceğini unutmayalım.

 

Kuşkusuz yatağında yatan insanın, şimdi çok daha az konuyla ilgilenmesi gerekiyor. Peki ne yapacak? Elde ettiği boş zamanda barok mimari üzerine bilgisini arttırır mı dersiniz? Bana sorarsanız, patron bu kişinin bir kaç şirket daha idare etmekte hiç zorlanmayacağını farkedecektir. Lafı uzatmak mümkün ama eninde sonunda, bu düşünce çizgisinin, insanın pile dönüşmesi (indirgenmesi) sonucuna vardığını anlayabiliriz. Gerçekten de makinaları kontrolle sınırlı işleve sahip insanın nihai fonksiyonu, makinaya ihiyacı olan enerjiyi sağlamak olacaktır.

 

İnsan kaynakları yazılımının (simülatör):

“-- üzgünüz ama sadece pil olarak boş yerimiz var. Malumunuz diğer işleri makinalar fazlasıyla iyi yerine getiriyorlar. Bugünün dünyasında size pil olmak düştü.” dediğini duyar gibiyim. Çaresiz kabul edeceksiniz. Üretim içinde yoksanız; bugün nasıl bir hiçseniz, yarın da farklı olmayacak. Neden olsun ki, hangi noktada ne için bunun değişeceğini düşünüyorsunuz. Evet hala hayatta bir noktada, bir insanın vicdanına, sağduyusuna ihtiyaç duyulduğu oluyor ve bu hep böyle oldu. Hepsi doğru, fakat günden güne daha az. Azalmakta olan birşeyin eninde sonunda biteceğini unutmayalım. Ne kadar uzun zamandır azalıyor olsa da!

 

İnsanın üretim içindeki fonksiyonu gittikçe bölünüyor ve sınırlanıyor. Bizden, işin hep daha küçük bir kısmını, daha fazla sayıda ve daha iyi yapmamız isteniyor. Uzmanlaşma.... ve sonunda yarattığımız kısım o kadar küçülüyor ki, anlamlı bir bütün olmaktan uzaklaşıyor. Hatta hangi bütünün parçası olduğu bile belirsizleşiyor: Nihai olarak enerji, yani maddenin ilk haline dönüşüyor. Pil-insan (homo-cell). Yani fonksiyonu enerjiye indirgenmiş insan. Gelecekte tek bir uzmanlık olacak. Enerji sağlama uzmanlığı ve herkes aynı mükemmellikte çalışacak. Sen makinalara ihtiyaç duyduğu enerjiyi ver. Geri kalan herşeyi, atomlarından başlayarak makinalar üretebilir. Yazılım ekonomisi işte böyle bir durumu ifade eder.

 

 

Gelecekte, makinaların hukuki temsil yeteneğini tartışacağız. Toplumsal hayatta bu derece fonksiyon üstlenmiş varlıklar hukuki işlem yapabilirler mi? Hata yaparlarsa ? : Temsil edilen sorumlu olacak.

 

Sorumluluk (risk) açısından baktığınızda, bir yazılıma tüzel kişilik ve temsil yeteneği vermekle, şirketlere tanınan statü bakımından pek farklılık göremezsiniz. Hatta makinaların önceden belirlenmiş algoritmaları sebebiyle, bilanço makyajı veya uygunsuz harcamalar gibi bazı yönetim kurulu üyesi alışkanlıklarını taşımamaları beklenebilir. Kuşkusuz, makinayı her zaman borçlar hukuku anlamında haberci kabul edip, kişi (temsilci) statüsüne taşımamak mümkün. Ancak bu makinanın, tek bir kişiye ait olmadığı ve belki de çok fazla insana aynı anda hizmet verebildiği düşünülünce, kimi zorluklar ortaya çıkacağı kesin.

 

BM’in yeni hazırladığı bir taslak konvansiyon konuya bir yerden dokunuyor. “Draft Convention on the Use of Electronic Communications in International Contracts” 12. maddesinde[1], makinalar aracılığıyla kurulan sözleşmelerde, tüm aşamaların insan tarafından kontrol edilmemesinin, tek başına geçersizlik nedeni olamayacağı belirtiliyor. Elbette makinanın tüzel kişilik olup olmadığı sorusu cevaplanmıyor ama makinanın bir ölçüye kadar insandan bağımsız irade beyanında bulunabileceği kabul ediliyor.

 

Galiba geleceğin şirketi, ortaklarıyla ilişkisi banka hesaplarına aktardığı kar payı olan, devasa boyut ve karmaşıklıkta bir yapay zeka yazılımı olacak.

 

Emre B.

 

 

 

 

 

 

 



[1] Article 12. Use of automated message systems

for contract formation

A contract formed by the interaction of an automated message system and a

natural person, or by the interaction of automated message systems, shall not be

denied validity or enforceability on the sole ground that no natural person reviewed

each of the individual actions carried out by the systems or the resulting contract.

 

 

, Grundrisse Üstüne

 

Emek ve emek gücü

 

Zanaatkar emeğini satıyor; işçi ise emek gücünü. Diğer bir deyişle üretim araçları emeği bağımlı hale getiriyor. Henüz somutlaşıp bir emek ürününe dönüşmeden değerlendirilip, bir potansiyel olarak alınıp satılır hale geliyor. Üretim aracı, emek gücüne kendi başına yarattığı fayda ile kazanamayacağı bir verimlilik yükleyerek onu kendine mahkum ediyor. Kapitalist üretim, yarattığı verimlilikle diğer üretim biçimlerinin görece değerini azaltıyor.[1] İnsan yarattığı ürünün somut faydasından bağımsız olarak üretim çarkı içinde bir eleman haline geliyor.

 

Makine, zanaatkarın aletinden farklı olarak asıl işi yapıyor. İşçinin asıl fonksiyonu gittikçe daha fazla makinelere nezaret etmeye dönüşüyor. Emek artık üretim sürecine hakim değil.

 

Üretim aracı

 

Zanaatkar emek gücünü satmıyor. Emeğinin sonucunu satıyor. Terziye para, diktiği elbise için ödeniyor. Yoksa herkes emeğiyle çalışıyor. Ama zanaatkar emeğin çıktısının sahibi. Zanaatkar hiçbir alıcı olmasa bile emeğini kullanıp üretim yapabilir. Ya da kendi tüketimi için üretim yapabilir. İşçinin böye bir şansı yok.

 

 Üretim aracı olmadan salt emek gücünün tahakküm altına alınması köleci toplumu ortaya çıkarıyor. Eğer şiddet olmazsa başka bir toprağı pekala kendi adına işleyebilir. Nitekim zanaatkar kalenin dışına çıkıyor. Bağımsızlaşıyor. Ancak arkadan gelen sanayi üretimi, eşitlik ve özgürlük düzleminde emeğin mahkumiyetiyle sonuçlanıyor. Burjuva demokratik devrimi.

 

Üretim

Ticaret burjuvazisi ile sanayi burjuvazisi arasındaki ayırt edici özellik, üretimdir. Kapitalist, emeği emtiaya çevirmek üzerine odaklanmıştır. Teknolojik imkanların ortaya çıkardığı yeni üretim, tek tek aynı sayıda insanın üretibileceği faydadan çok fazladır. Aşırı verimlidir.

 

Burjuva toplumu : özgürlük eşitlik

 

Bu yeni toplumsal oluşum bir likidasyonu da içeriyor. Önceki toplumsal yapılara göre görünürde “hukuki” eşitlik ve özgürlük üzerine kurulu bu yeni toplumda insan, emeğin kaynağı olarak farklı bir işlev yükleniyor; eşitlik ve özgürlük bu yeni işlevin tamamlanmasına hizmet ediyor. Üretilen faydadan bağımsız; üretimin kendisi bir potansiyel olarak değer haline geliyor. Bu piyasanın doğumunu getiriyor. Piyasa, çok sayıda mübadele eyleminin aynı anda sürekli gerçekleştiği toplumsal düzendir. Piyasa emeği konvertabl kılıyor. Tarihsel süreç avrupa’da piyasa sistemini ortaya çıkardı ve kapalı cemaatlerin dağılmasını sağladı. Bunda teknolojinin yarattığı iletişim imkanları önemli yer tutuyor. Piyasa demek bir yönüyle iletişim demek.

 

Sadece satmak üzere üreten bir yapı doğuyor. Kendi kendisini, büyütebilen bir servet  cinsi beliriyor. İktidar, para demek oluyor. Servetin de konvetabl hale gelmesi, belirli bir üretim gücü olana, diğer tüm nesneler üzerinde bir satın alma hakkı doğuruyor.

 

işbölümü

İşbölümü burada artık sonsuz ayrışmaya gidebilececek bir dinamik kazanıyor. O derece atomize hale geliyor ki, birgün tüm emek süreçleri, tıpkı kendi maddesel özelliğini yitirip atomlara bölünmüş moleküller gibi, aynılaşıyor.İnsan sadece pil olarak üretim canavarına enerji sağlamaya indirgeniyor. Teknoloji ve kapitalist üretim, emeği daha fazla vasıfsızlaştırmak zorunda. Öyle bir nokta geliyor ki, insan 36 derecelik vücut ısısından daha değerli hiçbirşey üretemez hale geliyor. Yabancılaşmanın uç noktası.[2] Bir başka açıdan bakıldığındaysa, teknolojideki gelişim, alternatif enerji, genetikle desteklenmiş tarım , nano fabrikalar gibi buluşlarla bir ölçüde tekrardan bireyselleşme eğilimi mi gösteriyor, diye sormak lazım. Bir grup insan ileitşim ve üretim teknolojisindeki ilerlemeleri kullanarak kendi kendine yeten cemaatler oluşturma yoluna giderken, büyük grup metropollerde sefilliğe mahkum oluyor. 

 

Burada bilgisayarların bir üretim aracı olarak çok önemli ve tarihsel bir değişimi yarattıkları görülmelidir. Bilgisayar kol gücünün değil; kafa gücünün yerini dolduran bir üretim aracı. Piyasanın varlığı üretim araçlarının sonsuz ve sosyal sonuçları büyük ölçüde göz ardı edilecek şekilde gelişimini getiriyor. Kapalı toplumda yine toplumsal ihtiyaçlar üretim araçlarının gelişimini belirliyor. Oysa piyasa üretimin artırılmasını ve üretim araçlarının gelişmini kendi kendisinin amacı haline geitiryor. Bu açıdan bakıldığında  programlanabilir makinalar ve bilişim sistemlerinin kendi kendilerine bilgiyi düzenleme yetenekleri bir üretim aracı olarak onları, etkinlik skalasında farklı bir yere taşıyor. 

 

İşbölümü tüm emeklerin birbirine konvertabl hale gelmesini anlatıyor. Nalbantlıkla duvarcılık gelişmiş bir serbest mübadele piyasasının olmadığı yerde kıyaslanabilir emekler değiller. Oysa kapitalist üretimle her doyum pazarlanabilir hale gelir. Bu diğer yandan kapalı toplumlardaki lonca gibi üretimi, yani arzı, sınırlayan ve cemaat adına düzenleyen ve sınırlayan yapıların da kaybolmasını doğurdu. İşte ticaret hukukunun doğumu burada gerçekleşir. Artık lonca düzenini aşan ulusal coğrafya ölçeğinde bir düzenleyici sisteme ihtiyaç vardır. Aynı şekilde modern patent kavramının doğumundan önce, üretim sırları ve tekelleri lonca içinde düzenlenmiştir. Üretim araçlarındaki gelişmenin yarattığı artı değer lonca içinde paylaşılır. Soyut bir hak olarak tanımlanmaya ve kanunla düzenlemeye ihtiyaç göstermiyordu.

 

Milli devlet

 

Millet bilinci de böyle bir sürecin eseri. Ticaret ve sanayi burjuvazisi için zorunlu olan ulusal coğrafya üzerinde, kapalı cemaatler de olduğu gibi bireylerin karşılıklı ilişkilerine ve toplumsal faydalarına dayalı bir bağ kurmak mümkün değil. Soyut bir millet ideali bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor.

 

mülkiyet

Özel mülkiyet yasası : istediğini üretme, satma ve elde ettiği para karşılığı istediğini alma olarak beliriyor. Kapalı toplumda bu mümkün değil. Arz ve talep piyasa tarafından değil; cemaatin kendi yapısına özgü bir denetimle düzenleniyor. Bu anlamda bir ticaret hukukuna ihtiyaç yok. Piyasanın iç mantığı Özel mülkiyet yasasını doğuruyor. Bunun devamında bu mübadele sistemini milli ölçekte düzenleyen özel hukuk kanunlaştırmaları görülüyor.

 

Emek gücü meselesine, mülkiyetle birlikte bakmak gerekir. Locke mülkiyeti hep bireyin emeğiyle yarattığı faydanın sahibi olması noktasında açıklıyor. Bu açıdan bakıldığında, Locke’un yaşadığı zamandaki dinî ve ırsî otoriteden kaynaklanan mülkiyeti hiç sorgulamadığı görülür. Kişinin emeğinin sahibi olduğunu söylemek, o emeğin soyut şekilde bir üretim sistemine satılmasının kapısını aralıyor. Mülkiyet üzerinden giderek, emeği mübadele edilen bir mal haline getiren yolun taşları diziliyor.  Mülkiyet kapalı cemaat yapısını aşan bir piyasanın ortaya çıkmasıyla anlam kazanıyor. Locke asillerin mülkünden çok, paranın para kazanması ve sermayenin kendi kendisini üretmesi yoluyla oluşan mülkiyeti açıklıyor. Bunun için de emeğin yarattığı faydadan yola çıkarak işçinin kapitaliste tabi hale gelişini işçinin soyut bir potansiyel olarak emeği üstündeki mülkiyetiyle açıklıyor. Düşüncenin tepetaklak edilmesiyle sonuçlanıyor. İşçi konumundaki kişiye hiçbir olumlu katkı getirmeyen bir mülkiyet, işçi sahibi olduğu için emeğini satmıyor. Satın alınması gerektiğinde onun maliki yapılıyor.

 

sivil toplum

 

İşte sivil toplum, bu özel mülkiyet temelinde yapılanmış topluma deniyor. Burada kapalı cemaatin ve feodal iktidarın sınırlamalarından kurtulmuş bir mübadele sisteminin insanlarından bahsediliyor. Bu anlamda türkiye gibi kendi srmaye birikimine dayanmayan toplumlarda bir karşılığı yok. Aldığından fazla satamayan bir toplumda, sivil toplumdan bahsedilemez. Çünkü sivil toplumun dinamikleri, yani mübadele sisteminin elemanları, içteki yerleşik iktidarı dönüştürücü güce sahip değildir. Üreticiler cemaat otoritesinden bağımsızlaşır fakat daha büyük ekonomik yapıların bölgesel çıkarlarının uzantısı olmaktan kurtulamaz. Avrupada olduğu gibi meşruiyetini kanıtlayacak bir zenginlik akışı sağlayamaz topluma. İşte bu sivil toplum burjuva toplumunu, burjuva demokratik devirmini ifade eder.[3] Sivillik, her türlü asalet veya paraya dayanmayan toplumsal ünvandan  arınmış bir toplum yaratmakta ortaya çıkar.[4] Burada özgürlük en başta , toplumsal bir sorumluluk olmaksızın, gücü yettiğince ve dilediğince üretmektir. Bu özgürlük üretim artışına hizmet ettiği ölçüde diğer alanlara da yayılabilir. Piyasadan herkesi silecek kadar fazla ve ucuza üretmek serbesttir. Bu lonca düzeninde asla izin verilemeyecek bir durumdur. İşte siivil toplum en temelde bu özgürlüğü ifade eder. Üretim artık ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı değildir. Yeni ihtiyaçlar yaratılması da meşru bir faaliyet haline gelir. Üretim piyasa için yapılır. Artık lonca kuralları değil; piyasa mantığını destekleyecek ticaret hukuku ortaya çıkar.

 

Sivil toplumda eşitlik, herkesin kendi emek gücünün sahibi olmasıdır. Kimse buna el koyamaz. İster satar ister satmaz. Asalet, kutsiyet gibi piyasa dışı yollardan edinilen servet önemsizleşir ve paraya çevrilip satılır hale gelir. Eşitlik bir kazanma ve mülkiyet eşitliğidir.[5] İşte günümüz serbat piyasa demokrasileri bu piyasalaşma süreci üzerine kurulu bir denge ve mücadele eksenidir. İnsan hakları böyle bir liberalleşme anlayışının bir tezahürüdür. Sosyal boyutu ve onu destekleyecek yerel üretici güçler  olmaksızın, sivil toplum dış sömürüye açık bir pazardan başka bir anlama gelmez. İşte bu insan hakları mücadelesi bir burjuva toplumu projesidir. Bu kazanma ve üretme özgürlüğü üretim araçlarına sahip olmayanlar için bir bağımlılık anlamına gelir. Üretim aracı olmadan kişi emeğinin karşılığında bir ürün ortaya çıkaramaz.  Eşit ve özgür birey, kendi isteğiyle emeğinin ürününden yaşamasına yetecek bir para karşılığı vazgeçer. Ücretler yükselir ve işçiler de üretim aracı alacak sermayeye kavuşursa, ekonomik kriz devreye girerek altta kalan kapitalistleri silkeler en güçlüler serpilir yoluna devam eder. Böyle sonuçları önlemek için işsizler adı altında bir yedek işgücü hazır bekletilir.  İnsanlar son tahlilde ikiye ayrılıyor: yaşamak için istemediği bir işi yapanlar ve yapmayanlar. Toplumların geleneksel bağlarından kurtulmaları ve paranın egemenliğinde düzenlenmelerinden sonra özgürlük gerçekleşiyor.

 

İnsan o derece küçülür ve vasıfsızlaşır ki, ya 30 yıl haftada 5 gün 12 saat çalıştırılarak veya topların önünde cepheye sürülerek kitlesel olarak yok edilir. İnsan o derece yoksunlaşır ki, özgür ve eşit olması artık bir tehlike yaratmamaktadır. İnsanı küçültürken insan hakları havariliği yapmak bir şarlatanlıktır. Artan meta bombardımanı karşısında her türlü maddi imkandan yoksun bireyi zaptetmek ancak  dinle mümkün. Ancak devamında üretici güçler, bir anlamda, bu özgürlüğü o derece kötüye kullanıyorlar ki, burjuva devrimi kendi ideaalerini reddetmek zorunda kalıyor. Kazanma ve üretme özgürlüğünün içselletirilmesi ve karşı çıkılamayacak denli kuvvetli yerleşmesiyle, burjuva devrimi insan hakları gündemini reddediyor. 20. yy’ın sonunda bu proje tek ayaklı hale gelmiş ve özelleştirme dalgasıyla üretici güçler yerini finans kapitale bırakmıştır.  Sebest rekabet bir taraf lehine o derece bozucu bir etki yapıyor ki, artık burjuva toplumununb kurulmasına imkan verecek eşitlik ve özgürlük önce anlamını yitiriyor, insanın küçülmesinin sınırlarına yaklaşılınca artık bu özgürlüğe dahi tahammül edilemiyor. İşte bugün geldiğimiz nokta budur. Çalışma yaşamındaki baskılar, şehirlerin kamerayla kontrolü, iletişim güvensizliği en temel burjuva devrimi değerlerinin rededildiği bir zamanda oluyor. 

 

Avrupa’da sivil toplum, dinsel ve ırsi otoriteden kurtulmak isteyen üretici güçlerin hareketidir. Türkiyede yerel üretici güçlerin zayıflığı ve dış kaynaklı olması, yerel ırsi ve dinsel otoriteyle işbirliği içinde olmalarını sağlamıştır. Dolayısıyla 2000’li yılların türkiyesinde sivil toplum öncelikle sermaye kaynaklı baskıların tüketilmesini gerektirir. Gelirlerini ve geleceğini bozdurup satmakta veya rehin vermekte olan bir toplumun, sivilleşmesinden bahsetmek abesle iştigaldir. 18. yy’da bireyi özgürce bencilleştirmek yoluyla ortaya çıkan ve bunu yaparken devlet otoritesini kendi ihtiyaçlarına indirgeyen sivil toplum, bugün aynı şekilde yaratılamaz. 18.yy kurgulamasında birey işte bu kazanma ve üretme özgürlüğü uğruna devlete başkaldırma hakkına sahiptir.

 

 

 

 



[1] Bu sürecin varabileceği nihai nokta insnaın vücut ısısıyla sadece bir pil olarak, makinalarca yönetilen makinaya enerji sağlaması oluyor.

[2] Burada insan psikolojisinin evrimsel açıklamasına kadar giden bir sorgulama da var. Neden bu üretim çılgınlığına düştü insan. Eğer bu derece büyük bir çelişkiydse nasıl olup da gerçekleşti. Belki de biyolojik yapımız  evrimsel nedenlerle çok fazla maddesel ihtiyaçlara odaklanmış.  Sanki beynimizde kısa devre yapmış bir yer var. fazla gelişkin beyin fazla uyarılma mı?

 

[3] Almanca köküyle “burg” ve latince “civitas”, kent anlamına gelir. Burjuvazi ve sivil toplum ilişkisi s.37 dipnot 24

[4] Ancak milli coğrafyanın sermaye birikimi yoksa bu toplum sivilleşemez. 

[5] Örneğin Osmanlı’da herkes at sahibi olamaz.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Evrim mecaramıza kısa bakış

Evrimsel psikolloji:

 

Temel olarak, insan davranışının sosyal faktörlerce belirlenmediği fakat belli davranışların ve dolayısıyla belirli sosyal fenomenlerin, insanın evrimsel süreçte  geliştirdiği iç güdüsel ve karmaşık mekanizmalardan kaynaklandığını savunan psikoloji disiplini.

 

Evrim mecaramıza kısa bakış,

 

10 milyon yıl avcı toplayıcı

10 bin yıl tarım

200 yıl sanayi devrimi.

 

Davranışlarımızın kökenini oluşturan duygusal mekanizmalar, hala avcı toplayıcı dönemde hayatta kalma kalma üzerine evrimleşmiş bir yapı ortaya koymakta. Avcı toplayıcı topluluklar küçük aileler şeklinde örgütlenmişti. Alet kullanma, dil ve diğer sosyal kontak araçları gelişmeden daha kalabalık sosyal toplulukların bir anlamı olamazdı. Sosyal kontak, nihai olarak evrimde öne doğru atılmış bir adım olmakla beraber , evrim sürecinde önemli bir sorun olup üstesinden gelecek mekanizmanın üretilmesi zaman almıştır. Dha geniş avcı ve toplayıcı gruplar oluşması ancak dil ve başkaca organizasyon imkanlarının gelişmesinden sonra  mümkün olacağından insanlık milyonlarca yıl küçük gruplar içinde yaşadı her üyenin hayatta kalması önemliydi. Çünkü az kişiydiler. Belki soylarını devam ettirmek için ancak birkaç üye vardı. Herkes çok değerli. Sevgi, bağlılık belki bu kökten geliyor. Bu aşamadaki bir birliktelik, ekonomik bağımlılıktan fazlasını içeriyor. Dünya birbirlerinden ibaret (öyle bir aile hayal etmiyor muyuz? Öyleymiş oyunu oynayabilecek kadar yüksek frekansta eşler arıyoruz.  Tabi artık öyle değil biliyoruz. Hem de sonsuza kadar. Ama inanmak istiyoruz. Bize çok eskiden yadigar)

 

Süreç içinde daha karmaşık sosyal yapılar (kabile, devlet vs.) içinde kendine yer buluyor. Ancak duygusal boyutu ortadan kalkıyor ve ekonomik işleve bürünüyor. Ekonomik işlevini de yitirincekapitalizmle beraber çöpe gidiyor.

 

Ama milyon yılda serpilmiş bu duygu bu sızı kolay gitmiyor. Eğer gidişatımızda ciddi bir değişiklik olmazsa daha duygusal veya daha fazla duygusal ihtiyaç içinde olanlarımız tarih sahnesinden birgün silenecek. Günümüz ortamında doğal seleksiyon açısından baktığımızda duygusal bağımlılık kesinlikle bir dezavantaj.  Bir zamanlar bizleri hayatta tutan adaptasyonal davranışlar bugün başımıza bela oluyor.

 

 

Aynı şekilde temel mantık ve akıl yürütmeye ilişkin öğrenme yeteneklerimiz de sosyal veya kültürel değişkenlerden etkilenmeyen ve  her insanda evrensel şekilde aynı olan bir evrimsel süreçle gelişmiş ve belirlenmiştir. Bu özellikler çok uzun zaman içinde tekrarlayan bir çevresel sorunun üstesinden gelmek üzere yine uzun zaman içinde geliştrilmiş makanizmalardır. İnsan türünün dış dünyayla etkileşiminin bir sonucudur. Özel çevresel veya kültürel koşulların değil. Yaşadığımız coğrafya veya iklim bizi açık renkli veya uzun boylu yapailir. Ama kimi ortak davranışlarımızı geliştiren psikolojiik mekanizmayı farklılaştıramaz. Çünkü onların ortaya çıkmasını sağlayan çevresel koşulların kültürel, coğrafi iklimsel parametrelerle bir ilgisi yok.

 

Mantık yeteneğinin temelini, sosyal değişim  kurallarının proses edilmesi oluşturur. 

İlk cinayetin de aile içinde işlenmesi (habil/kabil) ve adam öldürmenin hemen tüm değer sistemlerinde yanlış hatta çok kötü sayılması, en eski, en “doğal” suç kabul edilmesi bundan olabilir mi? 

anyguy

 

 Complex adaptations are constructed in response to evolutionarily long-enduring problems. Situations involving social exchange have constituted a long-enduring selection pressure on the hominid line: evidence from primatology and paleoanthropology suggests that our ancestors have engaged in social exchange for at least several million years.  HYPERLINK "http://www.psych.ucsb.edu/research/cep/primer.html" http://www.psych.ucsb.edu/research/cep/primer.html

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

17 Mayıs 2006 Çarşamba

Digitalization, Copying, Copyright

Now Entering Cyberia(Population: Zero) A Note on the Medium

Due to your vague interest in these matters which have been deemed antisocial by the new thought police, you have been exiled to Cyberia. You may believe your visit to be voluntary, but ask yourself: if you could live—in real time, in full color, without a 'net'—the revolt and transformation you fantasize about, would you be here, contemplating and trading in mere representations of such things? The new isolation chambers and interrogation rooms largely need no judicial procedures or law enforcement to fill them—we confine ourselves to these office cubicles, internet cafes, and lonely bedrooms willingly, even believing ourselves to have found access to our dreams and desires here.

-CrimethInc. Workers' Collective.
http://www.crimethinc.com/main/intro.html


è What does really Information Society mean?
Bilgi toplumu : yazı, ses ve görüntü için ortak dijital sinyal iletme aracı
æ By "electronic information" I take it that we mean digital electronic information. Great confusion has been generated in the past thirty years by the failure to make this crucial distinction. Analog electronic information affects us mightily--as in broadcast television--but it lacks the essential ingredient of digital electronic information: the common signal base for word, sound, and image. The Implications of Electronic Information for the Sociology of KnowledgeRichard A. LanhamProfessor of EnglishUniversity of California, Los AngelesTechnology, Scholarship, and the Humanities:The Implications of Electronic InformationSeptember 30 - October 2, 1992

æ By numbers, Pythagoras apparently did not simply refer to whole numbers, but also to numericalratios and proportions. For him, both forms and numbers represented a deeper order, harmony, hidden behind visible phenomena. Pythagoras is said to have made the famous discovery that vibrating strings under equal tension sound together in harmony if their lengths are in a simple numerical ratio. The harmonious concord of two strings does indeed yield a beautiful sound, and it was certainly one of the momentous discoveries in the history of mankind that mathematical structure, in this case numerical ratio, was a source of harmony and beauty.












èè Genetic engineering and nano-technology
Genetik mühendislik ve nano-teknoloji

æ In the early part of the 21st century, the technologies emerging from the information technology and biotechnology revolutions will present unprecedented governance challenges to national and international political systems. Of particular interest here are electronic communication and computer intelligence, emerging from the information revolution, and human genetic manipulation and bioinformatics, emerging from the biotechnology revolution.These technologies amplify human capabilities so significantly and so profoundly that they stand to alter fundamentally the very notion of what we think of as human.

http://www.rand.org/publications/MR/MR1139/MR1139.chap2.pdf


èè The very naive belief that we are supposed to accept that technologycal progress shall eventually lead the humankind a better life and prosperty. Or may be shall lead us to:
Bilgi toplumunun aradığı cennet: modernitenin zaferi teknolojik ilerleme üstüne kurulu ütopya. Nihai amaç
æ "President Hubbard's first step in establishing the RICH Economy was to offer a prize of $50,000 per year to any worker who could design a machine that would replace him or her."
the Work Ethic : (find a Master to employ you for wages, or live in squalid poverty) is obsolete. A Work Esthetic will have to arise to replace this old Stone Age syndrome of the slave, the peasant, the serf, the prole, the wage-worker -- the human labor-machine who is not fully a person but, as Marx said, " a tool, an automaton." Delivered from the role of things and robots, people will learn to become fully developped persons, in the sense of the Human Potential movement. They will not seek work out of economic necessity, but out of psychological necessity -- as an outlet for their creative potential.
The RICH Economyby Robert Anton Wilson from The Illuminati Papers













è A diffrent “matrix” scenario in light of capitalist movement. Are we going to become “homo-cells”?
Kapitalist süreç ve modernitenin ışığında farklı bir matrix senaryosu – “homo-cell”

æ The boxes containing computers will become so small that they are nearly invisible; human-computer interaction will be so facile that computers will require almost no skill to use. Intelligence and memory will be embedded in a host of other machines and environments around us, until most products are “smart” and interconnected.
http://www.rand.org/publications/MR/MR1139/MR1139.chap2.pdf


æ SIMULATION
· A model of the real or the creation of the real through conceptual or "mythological" models which have no connection or origin in reality.
· The model becomes the determinant of our perception of reality, we end up confusing the model for reality.
æ SIMULACRA
· A copy without an original.
· It does not matter where this copy comes from, this copy is excepted as the new truth.
· A copy which is its own reality.
Jean Baudrillard.

æ Robert A. Heinlein's ancient, wise, and curmudgeonly character, Lazarus Long:
A human being should be able to change a diaper, plan an invasion, butcher a hog, conn a ship, design a building, write a sonnet, balance accounts, build a wall, set a bone, comfort the dying, take orders, give orders, cooperate, act alone, solve equations, analyze a new problem, pitch manure, program a computer, cook a tasty meal, fight efficiently, die gallantly. Specialization is for insects.
http://ourworld.compuserve.com/homepages/KVC/kvc1.htm


è In a world where content is generated by software…


İçeriğin yazılım tarafından üretildiği bir dünyaya doğru

æ What I'm denying, and I've mentioned this before, is that there is a basis for a strong replication mechanism either in cognition or in communication. It's much weaker than that. As I said, preservative processes are always partly constructive processes. When they don’t replicate, this does not mean that they make an error of copying. Their goal is not to copy. There are transformation in the process of transmission all the time, and also in the process of remembering and retrieving past, stored information, and these transformations are part of the efficient working of these mechanisms.

AN EPIDEMIOLOGY OF REPRESENTATIONS [7.27.05]A Talk with Dan Sperber
http://www.edge.org/3rd_culture/sperber05/sperber05_index.html




è Legal protection of software generating content: Patent and Copyright
Patent: içeriği üreten yazılımın da patent veya CR ile korunması

æ A key- principle of Anglo-American IP law is the notion that copyright cannot subsist in an author's original 'idea', but only in the form taken by that idea once objectified in a 'work' or 'expression'. As Frow argues (1988: 13; and see Born 1995: 226-8), the software component of computer systems consists in a hierarchy of interconnected computational codes which vary, between relatively mechanical functions (object or machine code, assembler program), and relatively freely-designed purposes as embodied in high-level programs or in the initial conceptual design of a program in flowchart or algorithm. Even in the latter, there is a question as to how mechanically initial ideas are inscribed in design or program, or how much this process is itself a creative translation. In short, the problem is where to locate 'idea', where 'expression', and where mechanical process: the terms are destabilised and elided in this medium. The difficulty, then, is to define which codes may legitimately be protected and licensed since creatively 'authored', and which copied without payment since mechanical process or simply 'idea'. Since it is routine for many levels of code to be rewritten in order to improve functioning or to adapt a program to its local environment, and given the interconnectedness of codes, the notion that certain levels can be protected as 'authored' and therefore inviolable, while allowing, others to be altered, is plainly contradicted by the materiality of the medium.


(Im)materiality and sociality:
the dynamics of intellectual
property in a computer
software research cultures[1][1]
GEORGINA BORN,
Published in: Social Anthropology (1996), Vol. 4, No. 2, pp. 101-116.



Refilling printer ink cartridges: crime?

æ A recent court victory was handed to Lexmark, which reportedly gives them the power under contract and patent law to enforce the “single use only” policy written on the side of Lexmark printer cartridge boxes. This means you could technically face legal charges for refilling a Lexmark printer cartridge with third-party ink. Apparently, not all Lexmark ink cartridges are sold under the “single use policy” — but units sold without the policy come at a higher price. Lexmark calls this their “Prebate” program, in which they offer consumers a 20% (about $30) markdown on ink cartridges if they agree to send them back to Lexmark after a single use. The recent court ruling upheld that such a policy was enforceable by Lexmark, such that if you buy a cheaper cartridge under the Prebate program, you are breaking the law and could face legal action if you refill the cartridge, send it to another cartridge remanufacturer, or if you simply don’t return it. So, y’know, if you’re in the habit of buying cheap Lexmark ink cartridges, you might want to keep an eye out for the Lexmark militia come to commandeer those suckers.[Via Slashdot]







è Copyright and machine generated art
Copyright ve makina tarafından üretilen sanat


èè Art and science separated by the medieval ages, merging again in the network technology


æ The earliest philosophies within the earliest technologies were part of
traditional canonical cultures:

—Techniques were accompanied by the "knowledge" embedded in
mythology—where we might talk about myths as embryonic project designs.
Practitioners either used natural tools for adaptation to the natural environment (as
emphasized in Schilling's Philosophie der Technik, 1961) in an organic style of
technology; or else they began the conscious introduction of newly-devised tools,
as instruments for creating a new environment ("second nature").

—Two principal ways of reflection appeared in these early cultures: one
insisted on maintaining the existing natural and social order by way of specific
practices (e.g., in ancient China as discussed by Needham) or ways of preserving
harmony between society and nature (e.g., in India); the other involved
aggression against or attacking nature or the natural environment in the name of
human society (Mumford's "myth of the machine," including the organized social
activities of "megamachines").

—Techniques existed without science and science without technology.

—In antiquity, handcrafts yielded objects of art; though
philosophical/scientific knowledge might be involved, there was no orientation
toward experimental sciences in the modern sense, nor were there science-based
production methods. Sometimes, mechanical inventions were devised to illustrate
science, to show the power of scientific demonstrations, or to amaze the public.
But these had no impact on handcrafts.

Within modern technology, there are different kinds of self-reflective
"philosophies," including:
i) a systems philosophy of project management, making explicit use
of the methodology of systems engineering (designing here or there
leading to design everywhere—the "principle" of a design culture);
ii) social technology or organizational design—the design of societies,
from the local to the global—where there is a need to be aware of the
limits of a design culture, to avoid social engineering because a society
cannot be totally artificial; the most that is possible is societies that
combine the artificial with the natural;

Gorokhov,
A New Interpretation of Technological Progress
PHIL & TECH J. 4:1 Fall 1998
http://scholar.lib.vt.edu/ejournals/SPT/v4n1/pdf/GOROKHO2.PDF


è The notion of Digital Rights Management (DRM) : Law enforcing software
DRM ve içeriğin tamamen kontrolü...




è Consent manufacturing role of media and control of content (N. Chomsky).Democracy in the era of digital communication. The future society runs on software.
Demokrasi : yönlendirilmiş algının onaylanması içeriğin kontrolü: dünyanın kontrolü. Yazılımla yönetilen topluma doğru

æ This definition of politics is not original. The term “cybernetics” can be traced back to the Greek word kybernetes, meaning steersman or helmsman, and it is also the root of such English words as “governor” and “government.” In the nineteenth century, the French scientist André Amp? re took to using the term cybernetics as an equivalent for politics. More recently, the term has been employed by, among others, political scientists Karl Deutsch (1966[1963]), David Easton (1965), and John Steinbruner (1974), and by this author (1974, 1983, 1987, 1995, 1996a, 2001a, 2002b, and Corning and Hines, 1988). See also Miller, 1995; and François, 1999. The cybernetic model is also widely employed by life scientists, engineers and physicists, and there are numerous books and several scientific journals devoted to this subject.
THE EVOLUTION OF POLITICS
Peter A. Corning, Ph.D.,
Institute for the Study of Complex Systems
http://www.complexsystems.org/publications/pdf/THE%20EVOLUTION%20OF%20POLITICS.pdf



æ The problem that emerges is no longer to ensure democratic control over a large and complex centralized system but rather to determine how much governance is necessary for a decentralized, distributed system and how society can accomplish this goal. http://www.rand.org/publications/MR/MR1139/MR1139.chap2.pdf




The Socio-technological Singularity
A related reasoning was proposed by Jacques Vallée. Extrapolating from the phenomenal growth of computer networks and their power to transmit information, he noted that at some point all existing information would become available instantaneously everywhere. This is the "information singularity". http://pcp.lanl.gov/SINGULAR.html



“knowledge discovery in databases” (“KDD”), also
called “data mining” (“DM”),4 have emerged. The building blocks of these techniques are complex algorithms, artificial intelligence, neural networks and even genetic-based modeling; they can discover previously unknown facts and phenomena about a database,
answering questions users did not know to ask. They carry out the analysis without receiving a hypothesis from the human analysts, instead searching for hidden patterns on their own. Not only can the KDD tools describe the database as it is, they can also make predictions about future data. KDD can be embedded in the operating network of a business or organization and requires minimal intervention or supervision. KDD closes the sophistication gap.
However, the technical discipline of data mining is part of a larger social context. The descriptive and predictive information that KDD produces significantly affects those subject to the analysis and therefore should be the focus of legal scrutiny. When such KDD tools are linked to the ongoing online surveillance, the potential for adverse effects increases greatly, presenting a double threat compared by Jason Catlett, President of Junkbusters.com,5 to “going hunting with nuclear weapons.”6 On the other hand, KDD may have positive effects as well. These effects are not captured by simple paradigms of privacy. This Article explains why.
YALE JOURNAL OF LAW & TECHNOLOGY 2002-2003
“MINE YOUR OWN BUSINESS!”:




Over the past several decades, Koza has internalized that lesson as deeply as any computer scientist alive and, arguably, made more of the insight than any coder in history. Now 62 and an adjunct professor at Stanford University, Koza is the inventor of genetic programming, a revolutionary approach to artificial intelligence (AI) capable of solving complex engineering problems with virtually no human guidance. Koza’s 1,000 networked computers don’t just follow a preordained routine. They create, growing new and unexpected designs out of the most basic code. They are computers that innovate, that find solutions not only equal to but better than the best work of expert humans. His “invention machine,” as he likes to call it, has even earned a U.S. patent for developing a system to make factories more efficient, one of the first intellectual-property protections ever granted to a nonhuman designer.
http://www.popsci.com/popsci/science/0e13af26862ba010vgnvcm1000004eecbccdrcrd.html